Geçen sayıda hızlı sıfırlamadan bahsetmiştim. Düşüp yeniden kalkabilmenin bir kas olduğunu. Bu sayıda bir adım öncesine geleceğim: Neden o kadar sık düşüyoruz?

Neden o kadar sık düşüyoruz?

Kurumsal hayat liderlik tecrübelerime, son 6 ayda Z kuşağı ve birçok farklı sektörden profesyonelle yoğun yaptığım görüşmeler de eklendi. Ve burada paylaşacaklarımın hepsi tüm tecrübelerimden yaptığım analizlerden ortaya çıktı.

Düşme sebebimiz sıklıkla dışarıdan bir zorluk değil. İçeride taşıdığımız bir baskı.

Ve o baskının görünmeyen kası mükemmeliyetçilik.

Adı yanıltıcı. Yüksek standart, disiplin ya da ciddi olmak gibi okunuyor.

Oysa sahada gördüğüm şey çok daha derin. Farklı bir yerden anlatacağım.

Mükemmeliyetçilik bizi başlatmıyor ve sürdürülebilir yapmıyor. Aksine her küçük adımın değerini düşürüyor. Sonunda dağılıyoruz. Ve dağıldığımızda bunun sebebini disiplinsizlik sanıyoruz.

Son 5 ayda 100'ü aşkın kişiyle 250'den fazla seans yaptım. Verilere göre mükemmeliyetçilik %30 oranıyla en yaygın sabotajcı olarak çıktı. Hemen arkasında %25 ile karar felci geliyor.

Bu iki sabotajcı aynı kökten besleniyor: yeterince emin değilim, daha iyi yapabilirim, daha çok bakmalıyım.

Bitirme Eşiği nedir?

Bu sayıda bu iki düğümün arkasındaki gerçek sorunu paylaşmak istiyorum.

Buna ben Bitirme Eşiği diyorum.

Mükemmeliyetçi insanın asıl sorunu, çok çalışmak değil. Sorun, kendine bitti deme iznini vermemesi.

Başlama eşiğini herkes konuşuyor. Mükemmeliyetçi kişi yeterince hazır değilim diye başlayamıyor sanılıyor.

Benim tespitim ise başka:

Mükemmeliyetçi kişi başlıyor. Hem de çok başlıyor. Asıl tıkandığı yer bitiremiyor olması.

Çünkü bitirmek için tamam, yeterli demek lazım.

Mükemmeliyetçi zihin bu cümleyi kendine söyleyemiyor. Hep biraz daha iyi olabilirdi diyor. Bitirdiğinde bile.

Gerçek seanslardan üç örnek

Birkaç gerçek seanstan cümleler aktarayım.

01 · Başarı tanımı

Bana “zaman yönetimi problemim var” diye gelen biri vardı. Plan yapıyor, görevi parçalara bölüyor, takvime yazıyor. Ama uyamıyor. Konuştukça gördük: plana %80 uymak başarı değildi onun için. %90 da değildi. Sadece %100 başarıydı. Geri kalan her şey yetmedi diye geri dönüyordu. Bu bir zaman problemi değil, bir başarı tanımı problemiydi.

02 · Tamamlama eşiği

Bir başkası bana iki haftada üç tamamlanmamış proje getirdi. “Hepsini bırakmak istiyorum” dedi. Konuştukça anlaştık ki bırakmak istemiyordu, sadece hiçbiri henüz yeterince iyi olmamıştı ve devam edemiyordu. Mükemmeliyetçilik onu bir tamamlama eşiğine ulaştırmıyor, hep “biraz daha sonra” diyordu.

03 · Bozulan standart

Bir diğeri çok daha sinsi bir versiyonunu yaşıyordu. Plan başlıyor, küçük bir aksaklık çıkıyor, tüm planı çöpe atıyordu. “Plan zaten bozuldu” diyerek. Sonra yeniden plan yapıyordu. Plan değil, plana ulaşma standardı bozulmuştu. Ama o zihninde planın değersizleştiğini düşünüyordu.

Bu üç kişinin ortak noktası şu cümle:

“Daha iyi olabilirdi.”

Bu cümle masum ve hatta gelişim odaklı görünüyor. Ama günde 20 kez kendine söyleyen biri için bu cümle gelişim değildir. Çürütücü bir iç ses.

Karar felci ve filtre eksikliği

Karar felci tarafına geçeyim, çünkü bu mükemmeliyetçiliğin kardeşi.

Bana sürekli karar veremiyorum diye gelen kişiler oluyor. Konuştukça görüyoruz ki sorun cevap eksikliği değil. Bu kişiler genelde 8-10 seçenek arasında dönüyor. Hepsi mantıklı, mümkün ve savunulabilir.

Onlar için seçim, kapıyı kapatmaktan ibaret bir an. Diğer 9 seçenek “ya yanlış olursa?” baskısıyla zihinde aktif kalıyor. Beyin seçim yapana kadar tüm seçenekleri taşıyor. Bu yüzden yorgun. Bu yüzden hareket edemiyor.

Bu kişilerle bir kavram üzerinde çalışıyorum: filtre eksikliği. Sorun seçenek azlığı değil, eldeki seçenekleri eyleme dönüştürecek bir öncelik filtresinin olmaması. Filtreyi kurduğumuzda donma bitiyor.

“Fırsatı kaçırmamak için her şeye evet diyordum. Şimdi fark ettim ki, hiçbir şeye asıl diyemediğim için her şey yarım kalıyordu.”

İşte tam burası bitirme eşiğine bağlanan yer.

Mükemmeliyetçi mükemmel yapamadığı için bitiremiyor.

Karar felçli ise hangisinin asıl olduğunu seçemediği için bitiremiyor.

İkisinin de çıktısı aynı: yarım kalan işler, yorgun bir zihin, “bir türlü ilerleyemedim” duygusu.

Peki bir seansta ne oluyor?

Birkaç sahne paylaşayım.

Bir kişiye sordum: Bugün 15 dakika çalıştın mı?

Cevap: Evet ama yetmez ki.

Tam o yetmez ki cümlesinde duruyoruz. Kim söyledi yetmediğini? Hangi standartla yetmedi? Kime göre yetmedi?

Cevap vermeye başladığında fark ediyor ki yetmedi diyen ses dışarıdan gelmiyor. İçinden geliyor. Ve o ses, kendisi bir sabotajcı.

Başka bir kişiyle başarı tanımı üzerinde durduk. “Sonuca ulaşırsam başarılı olurum” diyordu. Ona şu soruyu sordum: “Bugün yapmayı planladığın şeye %60 oranında uydun. Bu başarı mı, başarısızlık mı?”

Önce başarısızlık dedi. Sonra düşündü. “Aslında hiç başlamamış olsaydım %0'dı. %60 daha iyi” dedi. Başarı tanımı sonuçtan davranışa doğru kaymaya başlamıştı. Mikro zafer kavramı zihne yerleşiyor.

Bir başka kişiyle yarım kalan projeleri konuştuk. “Hangisi senin için en kıymetli?” diye sordum.

“Bilmem ki, hepsi önemli” dedi.

“Hangisini bırakırsan en az pişman olursun?” diye sordum.

Bu soru kapı açtı. Çünkü hangisini istersin sorusu mükemmeliyetçi zihni dondurur. “Hangisini bırakırsan en az pişman olursun?” sorusu ise filtreyi devreye sokar. İkisi aynı seçim ama farklı soru. Sorunun şekli zihni yeniden açıyor.

Çözüm: Soruyu değiştirmek

Özetle, mükemmeliyetçilik ve karar felci tavsiyeyle çözülmüyor. Plan kurmakla da çözülmüyor. Çünkü hem mükemmeliyetçi hem karar felçli kişiler plan ve tavsiye bolluğu içinde geliyorlar zaten.

Çözüm soruyu değiştirmekten başlıyor.

Tamamladın mı?“Bugün ilerlettin mi?”
Doğru karar mı?“Şu an için yeterli karar mı?”
İyi mi?“Bitirilebilir mi?”

Bu soruların hepsi aynı yere bakıyor: bitirme eşiğine.

Çünkü hayatımızı değiştiren şey bir gün mükemmel iş çıkarmak değil. Her gün bir şeyi bitirebilir olmak.

“Yetti” deme cesareti

Geçen sayıda yazmıştım: dağıldığında yeniden kurabilenler uzun vadede yol alıyor.

Bu sayıda eklemek istediğim şu:

Yeniden kurmak için önce bitirebilmek lazım.
Ve bitirebilmek için “yetti” deme cesareti.

“Yetti” demek tembellik ya da standartsızlık değil. Aksine, en zor yetkinliklerden biri.

Çünkü zihnimiz bize sürekli daha iyi olabilirdi diyor.

O sese rağmen şu an için yeterli demek, sahada gözlemlediğim en güçlü iç hareketlerden biri.

Bitirme eşiği yüksek olan kişiye disiplin sahibi demektense yorgun demeyi tercih ediyorum.

Bitirme eşiği sağlıklı olan kişi ise sürdürülebilirdir.

Kısa düşünme molası

Sizin hayatınızda nasıl görünüyor?

Sizin hayatınızda son bir hafta içinde tamamlanmamış kaç iş var? Ve onların ne kadarı gerçekten yetersiz, ne kadarı yetti diyemediğiniz için yarım?

Bir sonraki sayıda yanlış seçim korkusundan bahsedeceğim. Kararı kader gibi yaşamanın altında yatan iç hesap.

Not: Yazıdaki sadece bold yaptığım sorulara baktığınızda, kaçını ne kadar söylüyorsunuz diye içinizden geçirmenizi çok isterim. Kurumsal hayat, sosyal hayat, ebeveynlik rollerinizi ayrı ayrı değerlendirerek bir kısa düşünme molası yapmak ister misiniz?

01 · Zihin Rotası Notları

Hızlı Sıfırlayabilmek

Dağıldığınızda yeniden merkeze dönmenin sistemini inceleyin.

Yazıyı oku →
02 · Zihin Rotası Notları

Taşıma Eşiği

Seçtiğiniz yönü günlük hayatın içinde sürdürülebilir kılın.

Yazıyı oku →
03 · Zihin Rotası Notları

Eleme Eşiği

Her fırsatı büyütmeden yönünüzü koruyun.

Yazıyı oku →

Eşik serisinin bütün yazılarını Zihin Rotası Notları sayfasında birlikte inceleyebilirsiniz.

Bu yazı sizde ne düşündürdü?

Beğenin veya kendi Bitirme Eşiği deneyiminizi yorumlarda paylaşın.

Yorum bırakın

Yorumlar 0

Yorumlar yükleniyor…